İYİLER HER ZAMAN KAZANIR MI?

21 Mayıs 2021

Yazar : RayzApp

Adam Baker patronu ve aynı zamanda mentoru olan Merwyn Straus’un sabah telefonda söyledikleri yüzünden üzgündü: Adam, şirketin yeni girişimine liderlik etmek için doğru kişi değildi.

Merwyn bunu “O kapı sana açık değil” cümlesiyle ifade etmişti. Bu, ilk başta biraz can yakan fakat zaman geçtikçe insanı daha da üzen yorumlardandı. Şimdi Adam’ın canı epey sıkkındı. Washington şehir merkezinden Maryland’de bulunan ve COO olarak çalıştığı Straus Event Specialists (SES) genel merkezine doğru yola çıktı. O kadar önemsediği kapının neden kapandığını şirketin CEO’su Merwyn’den yüz yüze dinlemek istiyordu.

Adam 32 yaşındaydı ve kariyerinin başında olduğunu, etkileyici eğitim geçmişinin kozasından yeni yeni çıktığını düşünüyordu. Arkadaşları ondan bahsederken mutlaka prestijli bir program olan North Carolina MBA’den birincilikle mezun olduğunu ve daha sonra işletme okulunun yönetim kurulunda yer alan en genç insan olduğunu anlatıyordu. Bu hikayeleri dinlerken çok sayıda önemli öğrenci mezun eden bir okulda Adam’ın bir numaralı öğrenci olduğunu düşünmemek elde değildi. Fakat işin aslı, Adam çok önemli bir öğrenci değildi. Ve onu çekici kılanın bu olduğunun da farkındaydı.

Adam Baker hemen fark edilen bir tip değildi. Koyu renk saçları, yumuşak ses tonu ve yakından belli olan kalın boynuyla pek dikkat çekmiyordu. Lise futbol takımının yedek oyuncusu gibiydi. Bir zamanlar öyleydi de.

Yine de herkes onu tanıyor ve seviyordu.

Adam okuldaki en konuşkan veya komik çocuk olduğu için değil, en ulaşılabilir ve rahatlatıcı kişi olduğu için tanınıyor ve seviliyordu. Katıldığı ve düzenlediği partilerde herkes Adam’ın yanına gidiyordu. Özellikle önde gelen öğrencilerin neredeyse ayık olmak kadar nefret ettikleri resmî etkinliklerde insanlar Adam’ın yanına akın ediyordu. Geniş verandalarda toplanıyor, Adam sığınak oluşturuyormuş gibi etrafını sarıyorlardı. Bu esnada Adam gevezelik ediyor, müthiş şeyler anlatmasa da hep doğruyu ve gerçeği söylüyordu.

undefined

Adam insanları etkilediğini biliyordu. İnsanlar arkasından “O ufak tefek tip mi kurula seçilmiş? O ufak tefek tip mi yirmilerinde bir şirketin CEO’su olmuş?” diyordu. Ancak Adam’ı tanımaya başladıklarında her şeyinin tam olduğunu görüyorlardı: Zeki, sadık ve oradaydı.

“Orada olmak” Adam için önemliydi. Ofise gider, işini yapar, sorunları çözer, beklentileri karşılardı. Tıpkı Charlotte’ın dışında ufak bir evde üç küçük kardeşi, soğukkanlı annesi ve akıl sır almayan; varlığı ve ani kayboluşlarıyla gerginlik yaratan babasıyla büyürken olduğu gibi.

Dolayısıyla Merwyn’in üzücü ifadesine cevap vermek için arabasına atlayıp dünyanın en iyi etkinlik planlama şirketlerinden olan SES’in genel merkezine gitmesi gayet doğaldı. Patronuyla yüz yüze konuşmak istiyordu.

Merwyn tasarım departmanındaydı ve bir toplantı salonu modelinin nasıl kurulacağını inceliyordu. Adam içeri girdiğinde Merwyn’in yüzündeki sıcak gülümseme, aralarında hiçbir şey değişmediğini gösteriyor gibiydi.

Adam, “kapı” hakkındaki cümleyi yanlış mı anlamıştı?

CEO odasına geçtiklerinde Merwyn, Adam’a o sabah konuşurlarken nerede olduğunu sordu. Adam şehir merkezinde olduğunu ve SES’in yatırım yaptığı otel zincirinin bir parçası olarak butik binalara baktığını söyledi. Adam’ın yönetmek istediği yeni girişim buydu. Diğer iki yatırımcıyla beraber şirket, yüzde 33 paya sahip olacaktı.

Merwyn onaylarcasına kafasını salladı. İnce ve çevik bir adamdı, tel tel beyaz saçları vardı. “Bu girişimi ne kadar önemsediğinin farkındayım” dedi.

undefined

Adam, “Gerçekten çok önemsiyorum, o yüzden buradayım” diye cevapladı.

Yeni girişim Washington, Baltimore ve Philadelphia’da bulunan ve yan yana konumlanmış beş şehir otelinin yakınına inşa edilecekti. Potansiyel değeri düşünüldüğünde zincirin gayet makul bir fiyata satıldığını fark eden Adam’dı. SES daha önce otel işine hiç girmemiş olsa da Adam, bu satın alımın uygun olacağına önce Merwyn’i, daha sonra içlerinde işletme okulundan bir arkadaşının da olduğu diğer yatırımcıları ikna etti.

Adam en başından beri yeni zincire liderlik etmek istediğinin sinyallerini veriyordu. Bir süre sonra pozisyon için aktif bir şekilde lobi faaliyetleri yürütmeye başladı. Ortakların, adaylık konusunda fikir ayrılığı yaşadığını biliyordu. İşi bunu bilmekti. İşletme okulundan arkadaşı Adam’ı destekledi, diğeriyse Adam’ın yetkinliğine güvense de çok genç olduğunu düşünerek karşı çıktı. Merwyn’in oyu sonucu belirleyecekti.

Adam “Otelleri seviyorum. Yönetmeye hazırım. Bunu yapabilirim” dedi.

Merwyn “Bu otelleri sevmekle ilgili değil. Olay sende fazlasıyla gözlemlediğimiz sevgin, tutkun veya kararlılığın değil. Otel sektörü daha farklı, karmaşık. Senin uzmanlık alanın değil” dedi.

Adam “Ne kadar hızlı öğrendiğimi biliyorsun” diye yanıtladı.

Merwyn duraksadı. “Doğru. 24 saat içinde ustalaşmadığın tek bir iş yok. Ama otel sektörü sadece farklı veya karmaşık değil. Acımasız da.”

“Ben acımasız değil miyim?”

“Neyse ki hayır, değilsin. Kapı bu yüzden kapalı. Üzgünüm Adam.”

Peşini Bırak

Adam’ın arkadaşı Kaleeb “Neden öyle dediğini biliyorsun, değil mi?” diye sordu. Kaleeb’in Georgetown’da bulunan evinin ikinci katındaki balkonda, tırabzanlara yaslanmış konuşuyorlardı. Güneş batmıştı ve hava serinlemişti ama Adam dışarıda olma ihtiyacı hissediyordu. Kazağı ve içkisi Adam’ı sıcak tutuyordu. Kaleeb’in eşi Sarah her zamanki gibi içeride telefonla konuşuyordu. Düğünden hemen sonra bir emlak devinde işe girmişti. Kaleeb ise çok daha farklı bir kariyer rotası çizerek kendini Newseum için bağış toplama etkinliklerine adamıştı.

Adam “Yaşım” dedi.

“Ve…”

“Ve Tallyrymple. Sonsuza kadar peşimi bırakmayacak.”

“Herkes hata yapar.”

Adam işletme okulundan sonra sürüyü takip ederek yatırım bankacılığını denemiş fakat çok geçmeden sıkılmıştı. Kendisiyle özdeşleştirebileceği bir alanda çalışmak istediğini biliyordu fakat bunun ne olacağını kestirememişti. Kaleeb (ya da Sarah mı?), Adam’ın hayali partiler düzenlediği performanslarıyla arkadaşlarını eğlendirmeyi ne kadar sevdiğine dikkat çekti. Adam bu fikri sevdi ve kariyerini etkinlik planlama alanına yönlendirdi. Adam’ın bu sektörle ilgilenmesinin nedeni kısmen sektörün, en iyi ve en parlak yetenekleri çekmiyor oluşuydu.

Şaşırtıcı biçimde girdiği ilk mülakatta CEO olarak göreve başladı. 27 yaşındaydı ve çok sayıda varlıklı müşteri için seçkin partiler düzenleyen, Raleigh merkezli Tallyrymple’ı yönetiyordu. Fakat bu Adam için korkunç bir deneyimdi. Bir yıl geçmeden şirket iflasın eşiğindeydi.

Adam “Öylesi bir rekabete hazır değildim” dedi. Tallyrymple, etik ve etik dışı davranış arasında ayrım gözetmeyen agresif bir şirketle savaşa girmişti. Bu şirket catering şirketleri ve yetenek ajanslarıyla anlaşmalar yapmak için nakit ödemeler yapıyor ve şirketleri, bir daha onlara iş vermemekle tehdit ediyordu. Adam potansiyel başvuranlarla ve müşterilerle görüşerek networkünü genişletmeye çalışmış fakat çoğu kez rakibinden geç hareket geçmişti.

Sonuçta Merwyn Straus, Tallyrymple’ı oldukça ucuz bir fiyattan satın alarak bu süreçte Adam’ı uyarıp işe almıştı.

Kaleeb “Merwyn seni kurtardı. O yüzden bu kadar korumacı davranıyor. Bir daha öyle bir şey yaşamanı istemiyor” dedi.

“Belki de fazla korumacı davranıyor.”

“Bence bu işin peşini bırakmalısın. Önünde müthiş bir kariyer var. Merwyn ile çalışmayı seviyorsun ve o imkansız bir şeyi yapmaya çalıştığını düşünüyor. SES’te güzel işler yapıyorsun. Merwyn şu an networkün için kritik, onunla ilişkini mahvetme. Okulda konuştuklarımızı unutmadın değil mi? Networkünü genişlet, networkünü genişlet, networkünü genişlet.

Sarah içerideydi, küfür ederek telefonu kapattı fakat balkona çıktığında yüzünde güller açıyordu. “İyi bir kavgayı hep sevmişimdir” diyerek işle ilgili yaşadığı dramadan söz etti.

“Peki siz ne konuşuyordunuz?”

Borcunu Hatırlat

Adam olanları anlattığında Sarah “Merwyn ne dedi? Bu hayatımda duyduğum en küçümseyici cümle, ayrıca sana çocuk muamelesi yapıyor” dedi. Bunu hoş bir ses tonuyla söyledi ve gözlerinde bir ışıltı vardı.

Adam bir süre sessiz kaldı. Ona etkinlik planlamayla ilgili her şeyi öğreten, her daim ondan övgüyle bahseden ve kariyer basamaklarında elinden tutan Merwyn’e duyduğu saygının derinliğini nasıl anlatabilirdi?

Adam Kaleeb’e baktı, o da bunların farkındaydı ve Adam’ı anladığını belirten şekilde kafasını salladı: Sarah mentorluğu anlamıyordu.

Sarah sözlerine alaylı bir şekilde devam etti: “Beni Merwyn ile tanıştırdığın zamanı hatırlıyorum. Bana seni oğlu gibi gördüğünü anlatmıştı.”

Kaleeb araya girdi: “Sarah, lütfen. Başka bir şey konuşalım. Adam’a bir bardak daha getiriyorum.”

Adam “Birinin seni oğlu gibi görmesi ve o şekilde davranmasında hiçbir sorun yok” dedi.

Sarah, Adam’ın koluna girerek “Hayır, tabii ki yok. Yetişkin biri olduğunu bildiği sürece” dedi ve devam etti: “Adam, sana değer veriyoruz. Senin için her şeyin en iyisini istiyoruz. Ama daha agresif olmalısın. Kim olduğun, ne istediğin konusunda açık ol. Merwyn küçümseyici bir tavır sergileyebilir fakat iyi bir adam. O yüzden ona değer veriyorsun. Adil ve dürüst, insaflı. Dünyadaki en adil insan bile olabilir!” Sarah’nın yüzünde yine o şaşaalı gülümseme vardı. “Merwyn’in adilliğini kendi lehine kullanabilirsin.”

Adam yavaşça kolunu kurtardı, “Merwyn’i kendi çıkarlarım için kullanmak istemiyorum.

Bunu kimseye yapmak istemem” dedi.

Sarah “Beni dinle. O eski püskü otelleri bulan ve gerçek değerini gören kimdi? Sen mi Merwyn mi? Sağlık ihlallerini, işgücü sorunlarını, ödenmemiş vergileri kim tespit etti? O mu yoksa sen mi?

“Tamam Sarah, tamam.”

“SES’in o otel zincirini alması gerektiğini ilk kim söyledi? Merwyn kem küm ettiğinde vazgeçmeyen kimdi? Kim gidip riski paylaşacak ortaklar buldu? Anlaşmayı yapan, sağlama alan ve işe yaramasını sağlayan kimdi? Sen!”

Adam’ın sabrı tükeniyordu: “Ne olmuş öyleyse?”

Sarah kızgın bakışlarıyla “Sana borçlu, o olmuş” dedi. “Benim dünyamda birine borcun varsa ödersin. Ve benim dünyam Merwyn’inkinden farklı değil. Sana borçlu olduğunu biliyor.”

Adam “Merwyn’e baskı yapmayacağım” dedi.

“Neden? Bunu bekliyor, inan bana. Adam, artık bir şeylerin kendiliğinden olmasını bekleyemezsin.”

“CEO olmaya hazır olmadığımı düşünüyor. Çok gencim. Geçmişteki tecrübem—”

“Yeter artık, hapse girmiş gibi konuşuyorsun. Sen hiçbir yanlış yapmadın. Saçma sapan insanlar tarafından hırpalandın. Bir centilmen böyle olaylardan sonra ayağa kalkar.”

Kaleeb aralarına döndü, Adam’a yeni bir içki verdi ve eşine dönerek gözlerini devirdi. Sarah teslim oluyormuşçasına ellerini kaldırdı, “Peki, tamam. Sana borçlu olduğunu hatırlatırsan Merwyn kızacak. Senin için önemli olan tek şey buysa Merwyn’e hiçbir şey sorma. Ama unutma ki gerçekten dürüst, açık sözlü ve ahlaklı bir adamsa ve sen ona, bu anlaşmayı kendi başına hallettiğini gösterirsen, yani sana borçlu olduğunu anlatırsan kabul edecektir” dedi.

Sarah Adam’ın içkisinden bir yudum aldı ve geri verdi. “Bunu bir düşün” dedi.

Söyleme

Ertesi gün Adam için garip biçimde sakindi, biri sesi kapatmış gibiydi. Her şey sahnede oynanıyor gibi görünüyordu: Bankanın önündeki bina iskelesinde camları silen görevliler, parktaki bir bankta oturan adam… Her şey genel merkezdeki gibiydi. Kimse gerçekten bir şey yapıyor gibi görünmüyordu, sanki herkes bir tiyatro oyunu oynuyordu. Adam, Merwyn’in asistanıyla göz göze geldi ve hiç konuşmadan CEO odasına doğru yürümeye başladılar.

Artık her şey gerçeğe dönmüştü. Ses geri gelmişti. Merwyn temkinli biçimde Adam’a baktı:

“Söylemek istediğin bir şey mi var?”

“Bu otel anlaşmasını gözden geçirmek istedim. Nasıl geliştiğini yani.”

Merwyn gözlerini kapattı, “Bunun nereye gideceğini biliyorum. Şaşırmadım” dedi. Yavaş ve temkinli biçimde sözlerine devam etti: “Sen olmasan yeni girişimin var olmayacağının gayet farkındayım. Ayrıca o oteller sayesinde epey para kazanacağımızı düşünüyorum. Yani bir bakıma sana borçluyum. Bu belki de parayla kapanmayacak kadar büyük bir borç. Hatta sana duyduğum minnettarlığı göstermek için istediğin herhangi bir şeyi yapmam gerektiğini bile söyleyebilirsin. Örneğin seni yeni şirketin CEO’su yapmak.”

Merwyn Adam’a baktı. “Evet, herhangi bir isteğini yerine getireceğim. Ama önce emin olduğum bir şey söyleyeyim: Sen muhteşem bir yedeksin. Zeki, ileri görüşlü, empati sahibi. Fakat bu, CEO’luk görevinin senin için uygun olduğu anlamına gelmiyor. Yaptıklarını izledikçe ve geçmişini düşündükçe bu kapının sana kapalı olması gerektiğine daha da inanıyorum.”

Merwyn ekledi: “Bu yüzden benim bir isteğim var. Ne olduğunu merak ediyor musun?”

Adam uyuşmuş hissediyordu, kafasını sallamakla yetindi.

“Şu an istediğim şey, düşündüğün şeyi yapmamı istememen.”

Merwyn ve Adam arasında uzun bir sessizlik hakim oldu. Merwyn bunu bozan kişi oldu. Bir kaşını kaldırarak “Ne diyorsun?” diye sordu.

Adam, Merwyn’den yeni girişimin CEO’luk görevini kendisine vermesini istemeli mi?

UZMANLARIN YORUMU

Ayşegül Aydın, Heidrick & Struggles Türkiye’nin Kurucu ve Yönetici Ortağıdır.

Dünyanın tüm sektörlerinin ve ülkelerinin içinden geçmekte olduğu bu zorlu dönüşüm yolculuğunda yeni jenerasyonun eskiyi uyanmaya zorlaması bir zorunluluk.

Adam Baker’in karşı karşıya olduğu durum, konvansiyonel zihniyete sahip (old school) yönetici ile yenilikçi yöneticinin yaklaşım farklılığını ortaya koyuyor. Açıkçası Merwyn’in içinde yetiştiği “iş dünyası” ile Adam’ın içinde yükselmeye devam edeceği dünya bambaşka özelliklere sahipler ve aradaki fark gittikçe daha fazla açılacak. Eski jenerasyon, konvansiyonel yöneticilerin aldığı öğretiler, bildikleri ve uyguladıkları best practice’ler geçerliliğini hızla yitiriyor. Dünya bizlerin de içine doğmuş olduğu son 100 yıldır sürmekte olan devri kapatıyor ve yepyeni bir düzene doğru geçiş yapıyor.

Konvansiyonel zihniyete sahip yöneticiler için “lider olmak” sert olmak ve zorlu kararlar verebilmek demekti. Yönettikleri organizasyonlarda çalışan insanları biraz korkutarak, biraz kendilerine hayran bırakarak, ama bildiklerinin en doğrusunu ve iyisini öğretmeye çalışarak yöneticilik yaptılar. Eski liderler sistematik toplantıların ardı arkasının kesilmediği uzun günler, çok uzun çalışma saatleri ile organizasyonu daha verimli kıldıklarına inandılar. Stereotipler yarattılar ve bunlara körü körüne bağlılık yeminleri ettiler. Hatta bazı şirketler (ne yazık ki bugün bile geçerli örnekleri var) çalışanlara sabah ve akşam giriş ve çıkışta kart bastırtmanın gerekliliğini iddia ettiler. Çalışanlar da başlarını eğip kurallara uydular. “Bu kurallar benim yaratıcılığımı, özgüvenimi öldürüyor” demediler ve 100 yıl böylece geçti…

21. yüzyıla ayak atmamızla birlikte mucizevi bir şekilde, iş hayatında büyük bir dönüşüm gündeme oturdu ve dünyayı bilinmez, alışılmamış, yepyeni bir iş kültürü ile tanıştırdı. Bu yeni kültür sadece çalışma ortamlarını değiştirmekle kalmadı aynı zamanda başarılı yöneticiliğin tasvirini, verimliliğin ve lider-çalışan ilişkisinin tanımlarını da değiştirdi. Bu değişim her geçen gün hızlı bir şekilde yeni ufuklara doğru ilerliyor ve sınırları zorluyor.

Artık Merwyn’in alışık olduğu liderlik anlayışı ve stereotipi kayboluyor; yani her gün takım elbise ile dolaşan, Yunan Tanrısı gibi yakışıklı, iddialı, burnundan kıl aldırmayan, çalışanlarına bir rol model olduğu iddiasıyla yaklaşan lider tipi artık bu yeni yüzyılın lideri değil. Yeni lider Adam gibi genç ruhlu, meraklı, fırsatları yakalamayı bilen bir göze sahip, sıcak, alçakgönüllü, insanları korkutmayan, herkese kapısı açık, danışan, dinleyen, anlamaya ve ekiple birlikte üretmeye çalışan bir lider tipi. Bu yeni lider yönettiği organizasyonla birlikte başarıyı üretiyor, onlarla paylaşarak besleniyor ve öğrenmeye sürekli devam ediyor. Dünya bu “Yeni Model Lider”in, çalışma ortamını farklı ve özgün fikre, yani yaratıcılığa açık kılabildiğini ve bu tıp bir ortamda iş yerinin çok daha verimli sonuçlar elde ettiğini keşfetti.

1985’ten itibaren yapılan liderlik araştırmalarına göre başarılı bir lider olabilmek için sadece yüksek IQ’ya sahip olmak yeterli değil. Başarıyı getiren kombinasyon IQ + EQ. En başarılı liderlik en zeki yöneticide değil fakat duygusal zeka ile entelektüel zekayı (rasyonel yetkinlik) harmanlayarak yöneticilik yapabilen kişide toplanıyor.

Dolayısıyla Adam CEO rolünü istemekte ısrarcı olmalı. Zaten kendi orijinal fikri olan ve sonuca taşımayı başardığı otel yatırımının CEO’luk görevinin peşini bırakmamalı. Dünyanın tüm sektörlerinin ve ülkelerinin içinden geçmekte olduğu bu zorlu dönüşüm yolculuğunda yeni jenerasyonun eskiyi uyanmaya zorlaması bir zorunluluk. Konvansiyonel zihniyete sahip old school, yöneticilerin dünyanın çok büyük bir hızda ve kapsamda dönüştüğüne dair farkındalıkları ise henüz ne yazık ki yok kadar az. Onlar en iyi niyetleriyle, bildikleri yöntemlerle iş yapmaya devam etmeye çalışıyorlar.

Adam gibi yeni jenerasyon lider profillerinin bu zorlu dönüşümde başı çekmekten, yani savaşmaktan başka çareleri yok.

Yıldız Akgün, Baxter Türkiye İnsan Kaynakları Ülke Müdürüdür.

Evet iyiler her zaman kazanır, işlerini iyi yaptıkları sürece…

Adam Baker gençliğinin verdiği ateş ile yeni otel zincirine CEO olmak istiyor, heyecanlı ve fazlasıyla istekli ancak gözden kaçırdığı önemli bir nokta var: Tecrübeyi sindirmek!

Kendisini çok iyi tanıyan, ona etkinlik planlama konusunda bildiği her şeyi öğreten, her daim yanında olup destekleyen ve kendisini Adam’ın babası olarak konumlandıracak kadar yakın ilişkisi olan mentorunun fikrini ciddiye almalı. Onun tecrübesine inanmalı ve bunu gönül koymadan yapmalı.

Adam’ın geçmişinde yaşadığı kötü tecrübede Tallyrymple’ı iflasın eşiğine getirme sebebi, şirketin yaşayacağı rekabete hazır olmamasıydı. Merwyn bu duruma şahit olan ve çözümü bizzat üreten kişi olarak şimdi de Adam’ın otel zincirinin CEO’luğu rolüne hazır olmadığını söylüyor. Geleceği okuyabiliyor, olacakları önceden tahmin edebiliyor…

İnsan kaynakları alanında çalışan bir profesyonel olarak, kariyer planlaması konusunda çok farklı hikayelere tanık oluyorum. Yeni mezunların ya da az deneyimli çalışanların “uzanan bir ele” ihtiyaçları olması çok doğal. Bu ihtiyacı kabullenmeyi bir “zayıflık göstergesi” olarak değil, aksine kendi gelişim planı üzerinde profesyonel destek alabilme lüksü olarak görmeleri gerekiyor. Maalesef özgüvenleri yaşlarından ve tecrübelerinden daha gelişmiş olan genç çalışanlarda üst kuşakların fikirlerine karşı otomatik olarak gelişen bir direnç görebiliyoruz. Burada (bir millenial kuşağı üyesi olarak) kast ettiğim asla yeni fikirlerin engellenmesi ya da mevcut sistemin sorgulanması/değişmesi değil. Ancak en güzel sonuçların, genç çalışanların fikirlerinin tecrübeli çalışanların öngörüleri ile birleştiğinde elde edildiğini defalarca gördüm.

İyiler her zaman kazanır, işlerini iyi yaptıkları sürece… Kariyerlerinde periyodik terfi alan, iş hacmini sürekli genişleten ve “başarılı” olan kişilerde gördüğüm önemli ortak özelliklerden bir tanesi kendilerini destekleyen bir “kıdemli”nin varlığı. Bunu networkün genişletilmesinin bir parçası olarak düşünebiliriz. Aynı iş yerinde olsun ya da olmasın, kendi yöneticileri arasında bulunsun ya da bulunmasın, kıdemli bir mentorun vereceği geribildirim yaşanan birçok deneyimden çok daha kıymetli olabiliyor. Genç çalışanlar uzun dönem birlikte zaman geçirebilecekleri, kendilerini iyi tanıyan ve kariyerlerini takip edebilecek bir mentor sahibi olmak için çabalamalılar. Buna sahip olduklarında da mentorlarından aldıkları fikirler üzerinde derinlemesine düşünmeliler.

Bir insana bir işi yaptırmanın en iyi yolu o işi yapmayı istemesini sağlamaktır. Kıdemli liderler de mentor kimlikleri ile genç çalışanlara yaklaşırlarken onların sahip olduğu tez canlılığı kırmadan, içlerindeki ateşi söndürmeden “o işi yapmayı istemelerini” sağlamalılar. Mentorlar mentorluk yaptıkları kişilerin başarılarına ortak olduklarında, başarısızlıkları üzerine uzunca konuşup birlikte ders çıkardıklarında ve mutluluklarını karşılıklı paylaşabildiklerinde gerçek lider vizyonu verebilecekleridir.

Adam Baker da hırsını bilemeli, tecrübenin sesine kulak vermeli ve hazır olacağı farklı bir fırsat karşısına çıkana kadar kendini geliştirmeye devam etmeli. İyiler her zaman kazanır, Adam da iyi iş yapmaya devam ettiği sürece, bir gün geçmişine baktığında aldığı karardan mutluluk duyacaktır.

Kaynak:

https://hbrturkiye.com/dergi/iyiler-her-zaman-kazanir-mi